Creative Ajans, Yaratıcı Ajans Olmalı

Reklam ajanslarının kendilerini tanımlama şekillerinin birbirinden farklılaştığı bir nokta var. Bazı ajanslar kendilerini creative ajans, bazıları kreatif, bazıları da yaratıcı olarak tanımlıyor. Bu farklılaşmayı bazen kasıtlı, bazen de bilgi eksikliği sonucunda yapabiliyorlar. Bu nokta kimilerine göre küçük ve önemsiz görünebilir fakat bana göre üzerine düşünülmesi gereken bir konu. Bu konu hakkında yapacağımız bir beyin fırtınasının bize yeni pencereler açabileceğini düşünüyorum.

Bu ifadelerin hepsi birbirinin aynısı değil mi diye sorabilirsiniz. Sonuçta hepsi aynı kapıya çıkıyor diyebilirsiniz. Bu tanımlamaların detay olduğunu ve o kadar da önemli olmadığını düşünebilirsiniz. Fakat bence değil. Çünkü küçük büyük farkları küçük detaylar yaratır. Çok net bir örnek vermek istiyorum: 99 derece ile 100 derece arasında sadece 1 derece vardır. Fakat su 100 derecede kaynar. Bu yazıdaki amacım da detay olarak görülen bu ifade biçimlerini irdelemek.

Ajanslar kendilerini creative olarak tanımlarken global görünmeyi mi, ‘’cool’’ olmayı mı yoksa yaratıcılıklarını resmileştirmeyi mi amaçlıyor? Bu kavramlar hayatımızı ve sektörümüzü nasıl etkiliyor?

Bizim ajanstaki durum ise şöyle: https://creatuce.com/mutlu-olanlar-parmak-kaldirsin/

Creative ajans olmaktan çıkıp başarılı bir ajansa dönüşmek

Dünyadaki tüm hatırı sayılır müzikler, filmler ve sanat eserleri temeline yerel öğeleri koyarak global başarıya ulaşmıştır. Sanırım bu konuda herkes hemfikirdir. Çünkü bu başarılı örnekler saymakla bitmez. Dolayısıyla ben de özgün bir çalışmanın özünde bu yerelliğin olması gerektiğini düşünüyorum. Barış Manço’yu, Nuri Bilge Ceylan’ı ya da başarılı reklamları düşündüğünüzde bu yerelliği görebilirsiniz. Sırtını yerelliğe yaslamayan ‘’taklit’’ olmanın ötesine ne yazık ki geçemez.

‘’Bizim yerelliğimiz de çok kötü be abi… Sabah programları, Flash TV filan bizim gerçekliğimiz…’’ gibi cümleleri duyunca üzülüyorum. O anda bu topraklarda doğan, gelişen ve kaybolan onlarca medeniyeti düşünüyorum. Sadece göçlerle bile değişen yemek kültürümüzün ortaya çıkardığı binlerce öykü aklıma geliyor. Üstelik tüm yerel kültürlerde de bu zenginliği görebiliyoruz. 

Dolayısıyla yerel olmaktan korkmak yerine global görünmek amacıyla dilimizi bozmaktan daha çok korkmalıyız. Kendimize creative ajans dememeliyiz. Sağa sola creative ajans yazmamalıyız. Çünkü bu durumda başarılı olma şansımız da kalmıyor.

 

Creative ajans olmak bir ajansı ve çalışanlarını nasıl etkileyebilir?

Çoğu reklam ajansına ‘’siz nasıl bir ajanssınız?’’ diye sorduğunuzda muhtemelen ‘’kreatif bir ajansız’’ cevabını alırsınız. Fakat bu ajansların web siteleri, kartvizitleri aslında Türkçe olmasına rağmen bazı materyallerinde kendilerini tanıtmak için creative şeklinde bir yazımı tercih ettiklerini görürsünüz.

Bunun sebeplerinden birincisi ajansta bu yazım şekline karar veren kişinin Türkçesinin zayıf olması olabilir. İkincisi ise, ‘’creative’’ yazdığında daha global görüneceğini düşünüyor olması olabilir. Bu iki ihtimal de çok kötü. Hatta hangisinin daha kötü olduğu başka bir yazının konusu olabilir.

İlk olarak kendi dilini bilmeyen doğru işler nasıl yapabilir? Bir reklam çalışmasında doğru kelimeleri nasıl seçebilir? Bu seçimler günlük hayatta kullandığı dil üzerinden şekillenmeyecek midir? Global görünme konusuyla ilgili de şunu düşünüyorum: Başka diller ile karışan dil ortaya global bir şey çıkarmıyor. Hatta bozuk, eksik ve kusurlu bir anlatıma sebep oluyor. Yanlış anlaşılmasın; ben burada logo yerine ayırtmaç kullanalım demiyorum. Bu başka bir konu. Benim karşı çıktığım Türkçede karşılığı olmasına rağmen başka dillerdeki kelimeleri doğrudan dilimize dahil etmek. Türkçe bir konuşma sırasında cümle aralarına giren engagement’lar, brain storming’ler, check etmek’ler, set edilen meeting’ler… Bununla ilgili Eczacıbaşı’nda gerçekleştirilen projeyi inceleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=PJdfGSOKPeM&t=229s

Bu şekilde yani ‘’creative’’ olarak kendisini tanımlayan ajans kendince bir duruş göstermiş olduğuna inanıyor. Bu duruşun globallik olduğunu düşünüyor. Ajans çalışanları da bunun etkisiyle asıl benliklerinden uzak, yerel veya global olamamış, yapmacık ve taklit karakterlere bürünüyorlar.

Creative ajanslar için son söz…

Dilin düşünme şeklimizi değiştirdiğini ve etkilediğini biliyoruz. Dolayısıyla yanlış kullanılan bir dil de yanlış düşünme biçimlerine ve süreçlerine sebep olabilir. Sanki bu konu düşünmeye değer. Çünkü ben bir ajansın sadece kendini tanımlama ve tanıtma şeklinin bile birçok sonucu olabileceğini düşünüyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

*