Mutlu Olanlar Parmak Kaldırsın

Reklam ajanslarının dışarıdan algıları ne kadar renkli, eğlenceli, hayat dolu, özgür ve yaratıcı olsa da sektör çalışanları ile sohbet ettiğinizde bu algının tam tersi bir tablo ile karşılaşıyorsunuz: Uzun çalışma saatleri, ağır iş yükü, bir döngünün içine sıkışmış pek çok insan… Öyle ki pek çok yetenekli arkadaşımın yetersiz hissetmeye başladığını bile bilirim. Peki, ne olacak böyle, dışarıdan algılanan ile içeride yaşanan aynı olamaz mı?

Çok meşgul olduklarını söyleyen pek çok arkadaşımız, sektör çalışanı var. Peki, gerçekten ne yapıyorlar? Bir girdabın içerisine mi sürükleniyorlar? Sektör çalışanlarından çok işverenlere baktığımızda ne kadar çok saat çalışılırsa o kadar çok kazanç sağlayacaklarına karşı ciddi bir inanç olduğunu gözlemlediğim de çok oldu. Ve tabii ki güvensizlik… Bunu deneyimleyen çalışanlar da ne kadar saatinde işlerini teslim ederlerse o kadar eksik ve az çalıştıklarını hissediyorlar.

Alın size girdap.

Peki ya motivasyon nerede? Bunun kurumlar arasında ikiye ayrıldığını görebiliriz. Personel refahı konusunda gerçek anlamda hareket eden kurumlar ile sadece bunun hakkında konuşanlar arasında ortaya çıkan gerçek bir bölünme.

Aslında gerçek bir motivasyon ve iyi bir performans sergilenmesi güven ile ilgilidir. Ancak böyle bir kültürün henüz bizlerde bir kural olarak oturmadığını görebiliriz. En iyi ajanslar, en ödülü ajanslar, en hırslı ajanslar… Her yıl pek çok bu başlıklarla yapılmış haberlere denk geliyoruz. ‘’En İyi Ajans’’… Bu başlık sizde nasıl bir duygu uyandırıyor? Açıkçası ben alınan ödüllerden çok bu ekiplerin nasıl çalıştığı ve hangi duygularda olduğunu merak ediyorum.

Eğlence bazı kurumlardan uzaklaşıyor ve uzun çalışma saatlerinin yüceltilmesi gittikçe kutsallaşıyor. Bu, arkadaşlarınızın doğum günlerinden kardeşinizin düğününe, geri dönemeyeceğiniz sayısız önemli anları kaçırmaya götüren bir zihniyet halini alıyor. Eski çalışanlar ‘’değişim rüzgârlarının geldiğini hissediyorum’’ derken gençler arasında ise sirkülasyondan başka bir işe yaramıyor…

Peki, ne yapacağız?

Gerçekten mutlu olmak, öncelikle tabii ki içsel mutluluğumuz ve karakterimiz ile ilgilidir; hayata hangi yönünden baktığımız da yaşamımızı şekillendirir. İkinci adım ise odağı mutluluk ve mutlulukla gelen başarı olan kişiler için ne yapılabileceğidir…

Reklamcılık yaratıcılık ile ilgilidir. Özgürce, güvenle, içten kabaran bir duygu ile içindeki yeteneği dışarı yansıtabilmektir. Yani bir çalışanınıza ‘’Hey, bugün sunumda müthiş bir iş çıkarttın” demek o kadar da zor değildir.

Burada işverenlere çok büyük bir iş düşüyor. Öncelikle gerçekten kalifiye ve işini tam yapabilen ya da bu sektöre gönül veren doğru kişileri seçmek ve ardından onlara güvenmek, takdir etmek, aferin diyebilmek, çeşitli yan haklar sağlamak, egoyu ortadan kaldırmak…

Şu an çalıştığım ve kreatif direktörlüğünü üstlendiğim ekibe ve ajansa baktığımda içimizdeki mutluluğun dışarı yansıdığını görebiliyorum. Çünkü bu saydığım her şeyi işverenlerimiz, ben ve tüm ekip oldukça önemsiyor ve işe alımlarda bile öncelikli olarak bu ruha ayak uydurabilecek insanları seçmeye özen gösteriyoruz.

İnanın, ne kadar çok gülerseniz o kadar az iş yapmıyorsunuz. Ne kadar çok eğlendiğiniz, sizin az iş yaptığınızı göstermiyor. Eğer programlı ve sistematik olursanız… Doğru çalışana, doğru iş yükünü verebilir ve aynı zamanda ona güvendiğinizi hissettiriseniz o kadar çok verimli bir çalışma ortamına sahip oluyorsunuz.

Egonuzu bir kenara bırakın. İnanın, her zaman sizden daha iyi fikirler bulabilecek insanlar var. İster kreatif direktör olun ister stajyer fark etmez. İyi bir fikir bulmak statü ile alakalı değildir. Tabii ki deneyim ve uygulanabilir fikirler bulmak bizler için çok önemli olabilir ama statü bir kanun değildir.

Az önce Google’da ‘’En iyi reklam ajansları’’, ‘’Ajans Çalışanları’’ ‘’Reklam Ajanslarında Mutlu Olmak’’ gibi pek çok akla ilk gelen ve sık google’lanan başlıkları arattım. Motivasyonla ilgili birkaç makale ve şikâyetle dolu yazılara ulaştım.

Örneğin bir makale de şöyle deniyor: Bazen en iyi fikirler yerden altı metre yüksekte, baş aşağı dururken kapınızı çalar. Dijital ajans Firstborn, ekipleri trapez ve pizza yapımı dersleri almaya, gözler bağlı bir şekilde heykel yapmaya (blind sculpting) ya da Manhatton’ın kuzeyindeki Storm King Art Center’ı ziyaret etmeye götürüyor. Ajansın CEO’su Dan LaCivita: Harika işleri, yüksek işlevli ekipler olmadan ortaya çıkarmak mümkün değil.” diyor…

Özünde mükemmel bir fikir ve bunu yapabilen her ajansı takdir ediyorum. Ama ben yine de kulağa harika gelen bu fikri mutsuz bir ekip üzerinde denendiğinde işe yarayacağına inanmıyorum. Peki, cevap ne o halde?

Bence reklam ajanslarında mutlu çalışmanın en en en önemli detayı: Güven.

Güven en büyük zekâdır. İnsanlar neden güvenmiyor? Bazen kendilerine güvenmiyorlar, bazen de korkuyorlar. Ve bu yüzden kuşku duyuyorlar. Ancak kuşku bir savunmadadır. Zekâ ise kendine her kapıyı açık tutar. Çünkü “ne olursa olsun, o mücadeleyi kabul edip, uygun şekilde tepki verebileceğini bilirsin.’’  Bu yüzden ilk olarak ister işveren olun ister çalışan, birbirinize güvenin. Bunu yaparken de kelimelerin gücünden yardım alın. En başta da dediğim gibi “Hey, bugün sunumda müthiş bir iş çıkarttın” demek o kadar da zor değil.

İkinci olarak çalışanlarınızın ve ekip arkadaşlarınızın özel hayatına saygı duyun. Annesine, babasına, sevgilisine, fark etmez. Bir insan özel hayatında ne kadar çok doyar ve içsel mutluluğa ulaşırsa bu tamamı ile işine de yansıyacaktır. Eğer çalışanınızın ailesi ya da sevdikleri ile ilgili bir problemi varsa da izin verdiği kadar yardımcı olun. İnanın her şey toparlandığında, sonuç size, iş yerinize daha güzel yansıyacaktır.

İşleriniz büyüyor ise bu büyüklüğü ekiplerinize hissettirmekten çekinmeyin. Herkes bunu hak ediyor çünkü işiniz onlar sayesinde büyüyor. Şeffaflık en güzel davranışlardan biridir.

Birlikte kahvaltılar yapın, birlikte etkinlikler düzenleyin, birlikte kahve için, birlikte fikir düşünün ama bunları yaparken ekibiniz keyif alıyor mu diye gözlemleyin, cevap evet ise daha çok yapın.

Ekibinizi besleyecek, kendini geliştirmek istedikleri alanlar ile ilgili eğitimler sağlayın. Bunu yaparken kendilerini geliştirdikten sonra gideceklerine odaklanmayın. Ne kadar gelişirlerse size de o kadar katkı vereceklerini bilin. Gitseler bile, en azından bir insana bir şeyler katabildiğiniz için sevinin.

Bir çalışanınıza çok, bir çalışanınıza az yüklenmeyin. Adil olun. Ne güzel demiş medya ajansı PHD ABD, “Herkesin yaptığı işin eşit oranda önemli olduğu yönünde bir felsefemiz var”. Üstüne de eklemiş: “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!”

Tüm bunlar gerçekten zor değil ve yapılabilir.

Mutlu bir çalışan veya işveren olmak için de pek çok madde sıralanabilir ve dünyaca ünlü şirketlerin düzenleri, iş adamlarının sözleri örnek gösterilebilir.

Bu noktada ise tek bir şey önemli: durumsallık.

Önce birbirinizi tanıyın, güvenin ve sizin için en uygun modeli seçin. Başkası için iyi olan sizin için iyi olmayabilir. Mutluluk zor değildir ancak anlayış gerektirir.

Şimdi mutlu olanlar parmak kaldırsın.

Herkese çok sevgilerimle.

Melike Çevik

Creatuce-Kreatif Direktör