Yaratıcılık Nedir?

Yaratıcılık yeteneğine sahip olan herkes içsel bir kavrayışa sahip olur. Başkalarının daha önce göremediğini görür, başkalarının daha önce duyamadığını duyar, başkalarının hissedemediğini hisseder.

Tıpkı benim de şu an yaptığım gibi pek çok kişi “Yaratıcılık Nedir?” sorusuna kendi açısından cevap verebilir. Hatta üstüne örnekler de verebilir. Reklamcıdır, Bill Bernbach’ı örnek gösterebilir. Ressamdır, Pablo Picasso’dan bahsedebilir. İsimler ve alanlar değişse bile verilen pek çok cevap ezberdir.

Bugün yaratıcılıkla ilgili pek çok makale ve araştırmaya kolaylıkla ulaşabilir, bilgi sahibi olabilirsiniz. Ancak bilgi, deneyime geçmediği sürece hayatınızı asla kolaylaştırmayacaktır.

Evet, doğru bilgi her zaman faydalıdır ve farklı bakış açılarını görmenizi sağlayabilir ancak yaratıcılığın kaynağının çok daha farklı bir yerden geldiğine inanıyorum.

Eğer içinizdeki yaratıcılığı keşfetmek istiyorsanız bir süreliğine bilgiyi bırakın ve daha yaratıcı olmayı deneyin. Bilgiden vazgeçin demiyorum, sadece bir anlığına bile olsa onu bırakın ve harekete geçin diyorum.

İzliyor musun, harekete mi geçiyorsun?

Farkındaysanız insan 24 saatini sadece bir şeyleri dışarıdan izleyerek geçirebilir. Ve çoğunlukla da başka insanların yaratımlarını… Kitap okuyabilir, sosyal medyada gezinebilir, futbol izleyebilir, müzik dinleyebilir, sinemaya gidebilir. Yani başkaları bir şey yaratırken, o sadece oturup yaratılmış olanları izleyebilir. Ancak kimse, izleyerek yaratıcı olamaz. ‘’Yaratıcı olmak için iyi bir gözlemci olmak gerekir.’’ diyebilirsiniz. Kesinlikle katılıyorum. Ancak ben şu an bir anlam yaratmaktan bahsediyorum.

Yani siz resim yapan bir sanatçıyı saatlerce izleyebilirsiniz ancak resim yapmanın ne olduğunu bilemezsiniz. Bundan yaklaşık bir sene önceye kadar çöp adam dahi çizemeyen biri olarak resim yapabiliyor olmayı hayal etmiştim. Hiçbir teknik bilgiye sahip olmadan tuval, şövale, akrilik boya, fırça gibi gerekli gördüğüm ne varsa aldım. Bir anda etrafımda bu anlamda bilgisi olan pek çok arkadaşım  ‘’hayır bu yanlış bir fırça’’, ‘‘fırçadan ziyade spatula kullanmalısın.’’, ‘’bak bunlar kolay görünüyor ama çok zorlanacaksın, ders almalısın’’ gibi kendi bilgi ve deneyimlerini aktarmak istediler. Pek çok bilgi veren video linklerini de esirgemediler. Bense sadece resim yapmak istedim. Hiçbir şey izlemedim, okumadım, kulak asmadım. Gözümü kapattığımda hayalimde ne varsa sadece onu tuvale aktardım. Renkler, geçişler, desenler… Hiçbir  kural yoktu ve sonuç çok keyifliydi. Öğrenmem gereken ne varsa deneyerek öğrendim ve içimden gelen sese kulak verdim. Şimdi kendime zaman ayırdığım her an hem evim hem de sevdiklerim için akrilik tablolar çalışıyorum.

Birkaç gün önce Zen ile alakalı bir paylaşım dikkatimi çekti. Hikayedeki budist keşiş şöyle diyordu: “Eğer ressam olmak istiyorsan, on iki yıl boyunca resim yapmayı öğrenmeli ve sonra on iki yıl boyunca resmi tamamen unutmalısın. Tamamen unutmalısın. Onun seninle hiçbir ilgisi olmamalı. Ardından on iki yıl resim dışında her şeyi yapmalısın. Sonra bir gün, yeniden resim yapacaksın. Yirmi dört yıllık eğitimden sonra. On iki yıl tekniği öğrenme eğitimi ve on iki yıl tekniği unutma eğitimi… Ondan sonra resim yapabilirsin. Çünkü o zaman teknik senin bir parçan olacak ve kendiliğinden bir şeyler yaratabileceksin.”

Aslında benim de anlatmak istediğim şey bu. Tabii ki 24 yıllık bir eğitimden bahsetmiyorum. Ben sadece, bilginin ancak sindirilebildiği zaman yaratıcılığı desteklediğine inanıyorum. Bu yüzden diyorum ki, öğrenebildiğiniz kadar doğru bilgiye ulaşabilmeli ancak ondan sonra yine kalbinizle harekete geçmelisiniz. Tıpkı tüm çocukların yaptığı gibi…

Yeniden çocuk ol derler ya…

Eğer içinizdeki yaratıcılığı hatırlamak istiyorsanız, yeniden çocuk olmayı hatırlamasınız. Etrafınızdaki çocuklara bakın, bütün çocuklarda yaratıcılık yeteneği vardır. Neden mi? Çünkü yaratıcılığın özgürlüğe ihtiyacı vardır ve çocuklar tüm şartlanmalardan uzaktırlar. Her ne ile ilgileniyorlarsa, ona karşı büyük bir aşk duyarlar ve eyleme geçerler. Onlara bayılıyorum. Onlara bir şey öğretmekten çok, onlardan bir şeyler öğrenmek istiyorum.

Zihinden özgür, bilgiden özgür, önyargıdan özgür… Yaratıcı bir insan, yeniyi deneyebilen insandır. Robotlar ise sadece tekrar etmeyi bilir. Bizler eğer içimizdeki yaratıcılığı ortaya çıkarmak ve kullanmak istiyorsak bir robot gibi değil özgür bir birey gibi hareket etmemiz gerekir. Hatta özgür bir çocuk gibi…

Bunu yapmaktan korkmayın, çünkü yaratıcı bir insan her zaman riskli yolu tercih edecek ve yanlış yollar deneyecektir. Bir şeyi yapmak için daima en doğru yolu takip ederseniz, asla yaratıcı olmazsınız. Çünkü doğru yol bir başkası tarafından öğrenilmiş ve keşfedilmiş bir yoldur. Doğru yoldan giderek pek çok şey yapabilirsiniz. İyi bir yönetici, mühendis ya da araştırmacı olabilirsiniz ama yaratıcı olamayabilirsiniz. Hatta bir şeyleri kopyalayarak iyi bir reklamcı da olabilirsiniz, tabii ki sadece bir süreliğine…

Bill Bernbach’ın bir sözü vardır; ‘’Sanatçının yıktığı şey kurallardır. Akılda kalanlar asla formüllerden oluşmaz.’’

Tüm örnek aldığımız isimler bizlere hep aynı şeyi anlatıyor… Siz de içinizdeki yaratıcılığı ortaya çıkarmak istiyorsanız, çocukları izleyin, formülleri bir kenara bırakın. Dikkat ederseniz onların her biri ressam, reklamcı, sanatçı, müzisyendir…

Tıpkı onlar gibi,  öngördüğünüz fikirleri daha önce hiç kimsenin bilmediği bir şekilde korkusuzca birleştirmeyi deneyin. ”O öyle olmaz, saçmalama, mantıklı değil” gibi telkinlerin hevesinizi kırmasına izin vermeyin. Bir çocuk gibi yeniden deneyin.

Çünkü dış etkenlere, çevreye, yakınlarına hatta içinde konuşan özgüven eksikliğine rağmen asla vazgeçmeyen o içimizdeki çocuklar, bir gün büyür ve ardında eserler bırakacak sanatçılara dönüşür.

Hayal kurun.

Daha çok hayal kurun.

Bilgiye ulaşın ama onu bir kenara bırakın.

İyi bir gözlemci olun ama taklit etmeyin.

Tüm kurallardan arının ve özgür olmayı seçin.

Risk almaktan korkmayın ve hemen vazgeçmeyin.

En önemlisi de içinizden gelen sese kulak verir.

Bunların hepsini yıllar önce küçük bir çocukken yapmıştınız. O da sizdiniz. Yeniden yapın.

Hepimiz birer yaratıcı olarak doğarız. Ama büyüklerimizin bize öğrettiği doğrular ile yaratıcılığımızı öldürür, doğru bilinen yollardan gitmeyi tercih edebiliriz. En ufacık bir tökezlemede de vazgeçmeyi seçeriz.

Bir çocuk yürümeye başlayana dek ortalama 200 kez düşer. Yine de yürüme arzusundan vazgeçmez. Daha önce hiç hevesi kırıldığı için yürümekten vazgeçen bir çocuk görmüş müydünüz?

Siz de kendinize inanmaktan, defalarca kez denemekten ve ne kadar çok düşerseniz düşün hayallerinizden asla vazgeçmeyin.

Çünkü yaratıcı gücünüzü kullanmak bunu gerektirir.

Melike Çevik / Creatuce Kreatif Direktör

creatuce melike çevik